,.-~*'¨¯¨'*·~-.¸-(_Kafkas Kartalı _)-,.-~*'¨¯¨'*·~-.¸


KAFKAS KARTALI
HOŞGELDİNİZ
KAFKAS KARTALI - Blogcu



KAFKAS KARTALI

KURBAN BAYRAMI

Kategori: Belirtilmemiş

01:13 - 20/12/2007 - yorum {1} - yorum yaz


Bir aylık dindarlık

Kategori: islam
http://www.saidnursi.de/tr/wallpaper/Ramazan2006-03-800.jpg
Bir aylık dindarlık
Bir zamanlar magazin programlarının açık seçik sunucusu yanına Prof. Dr. unvanlı ilahiyatçıları alarak bir bakıyorsunuz sahur programı yapıyor. 11 Ay boyunca laiklik satan gazeteler bir ay boyunca İslami neşriyatlara bel bağlayarak tirajlarını arttırmaya çalışıyorlar. Köşe yazarlarının bazıları esasında hepimiz Müslüman'ız tavırlarında , günah çıkarma kodunda okuyucusu ile arasında manevi bir boyut olduğunu vurgulamaya kalkıyor. İftar paketleri dağıtarak gönül alma ile oy almayı karıştıran siyasiler ortalıkta cirit atıyor. Hal öyle bir noktaya getiriliyor ki bir aylık Müslüman ülke pozisyonuna sokuluyoruz . Yabancı milletlerin kızlarının , özellikle Rus Kızlarının birden bire Müslümanlığı seçtiği haberlerini izliyoruz. Bu arada televizyon programlarında Şahadet getirememesini izlerken bu işin düzmece olduğu düşüncesine kapılıyoruz.

Orucu magazinleştirerek diş macunu kalıntısı ile bozguna uğratmaya , sahurdan dişinin arasında kalan taneciği ölçümlendirerek fetva vermeye bayılıyoruz. En enteresanı ise oruç ile diyet arasında bir bağ kurarak bundan sonuç çıkarmaya çalışan diyetisyenlerin iftar yemekleri tarifleri. Akşama kadar açlıktan ölmek üzere nefsinin son haddine gelen birisine iki kibrit kutusu büyüklüğünde peynir, iki dilim kepekli ekmek tarzında yemekleri kendileri bile yemezken utanmadan önerebiliyorlar. (Zaten bu diyetisyenleri oldum olası gözüm tutmaz ayrıca bir çoğu nerdeyse şişman sayılacak vaziyette.)

Bir aylık Müslümanlığı kotardıktan sonra azgın bir boğa gibi özgürleşeceği rüyaları ile yatıp kalkan bu uğurda sahura kadar yedikten sonra öğleden sonraya kadar yatalak vaziyette evden dışarı çıkmayanların bu salaş tavrı beni çıldırtıyor. İftar saatini iple çekerken son dakikalarda etrafa dehşet saçan sigara tiryakilerinin mağlup ve teslim edilmiş tavrı sadece bu ayda yaşadığımız manzaralardan sadece bir tanesi.

Yıllarca aşk şarkılarının süper starı olduğunu düşündüğümüz kişilerin ilahi okuması ile birden bire bakış açısını değiştiren saf kardeşlerimizin taraf buldum havası insana komik geliyor. Ben orucumu da tutarım içkimi de yudumlarım diyenler ile ben Müslümancım ama laiğim diyenlerin sözlü çıkışları arasında sıkışan gariban vatandaşımız iftar çadırında nasıl çorbamı kaşıklarım diye kafa patlatıyor.

Yüksek ökçeli, kırmızı rujlu sosyete bu ayı moda ayı pozisyonuna sokarak oruç tutmadan iftar sofralarında misafir ağırlamaya çalışmaları işin en dramatik boyutunu ortaya koyuyor.. Paçam yemiyor demekten korkan ve asla oruç tutmayan birileri dürüstlüğünden ödün vererek bilmediğimiz onlarca hastalık üretiyor. Karşımıza midesinden problemi olanlar korosu çıkıveriyor.

Siyasiler gelenekselleşmiş iftar sofralarını özene bezene süsleyerek ruh-i huzura kavuşabiliyor. Bütün televizyon programlarında yalakalık yapan san-atçı zevatlar, Ramazanlarımızı Kutluyorlar. Koskoca İlahiyatçılar bu magazin programı yapımcılarının uyduruk sorularını önemsiyormuş gibi yaparak iki saat boyunca yanıtlamaya çalışıyorlar. Telefon ile katılarak bu program size yakışıyor türünden yalaklık yapan san-atçı arkadaşları işin bk unu çıkarıyorlar. Oruç tutmadığı için dövüldüğü iddia edilen çocuğun babası günlerce haberi yapılır iken bu magazinci güzel göğüslü kardeşlerimizin yaptığı sahur programına tık diyen çıkmıyor. Ne hikmetse her Ramazan Ayında uykusunda olan irtica hortluyor.Evet ben demiştim tarzında sotede bekleyen bazı nöbetçiler anında Cumhuriyeti ben savunurum cümlesini sakladığı yerden çıkartıyor . Ahmet Özhan 11 ay boyunca kimsenin aklına gelmezken Ramazan Ayında adama bir dakika bile rahat verilmiyor. Adeta kına geliyor. Güzel şeyler olmuyor mu? Bilmiyorum. Herhalde oluyordur. Sevgiyle
 Selami Şahin
Akşam, 04.10.2006


23:09 - 12/9/2007 - yorum {2} - yorum yaz


29 Mayıs 1453 İstanbul’un Fethi kutlu olsun

Kategori: Tarih

İstanbul'un Fethi Fatih Sultan Mehmet

Sultan II.Mehmed Han (Fatih Sultan Mehmed), Hazreti Peygamber'in manevi müjdesi ("İstanbul muhakkak fethedilecektir. Bu fethi yapacak hükümdar ve ordu ne mükemmel insanlardır" Hadîs-i Şerîf) ve Osmanlı İmparatorluğu'nun geleceği açısından İstanbul'u fethetmek istiyordu.

Fatih Sultan Mehmed, büyük gayesini gerçekleştirmek için, Macarlara, Sırplara ve Bizanslılara karşı yumuşak davranıyordu. Amacı Haçlıların birleşmesini önlemek, onları tahrik etmemek ve zaman kazanmaktı. Bin yıllık tarihinin sonuna gelmiş olan Bizans
küçüle küçüle sadece İstanbul şehrinin sınırları içinde hüküm süren bir devlet durumuna düşmüştü. Ancak buna rağmen Bizans'ın varlığı, Balkanlardaki Türk hakimiyeti açısından tehlikeli oluyordu. Bizans İmparatorları, Anadolu'daki çeşitli siyasi güçleri de Osmanlı aleyhine kışkırtmaktan geri kalmıyorlardı. Hatta zaman zaman Osmanlı şehzadeleri arasındaki taht kavgalarına karışıp devletin iç düzenini bozuyorlardı. İstanbul'un Osmanlı İmparatorluğu'nun hakimiyeti altında girmesi, ticari ve kültürel yönden önemli bir avantajın daha ele geçirilmesi demekti. Boğazlar tam anlamıyla kontrol altına alınacak ve bu sayede, Karadeniz ticaret yolları ele geçirilmiş olacaktı.

Karamanoğulları meselesini çözen Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'un fethi için gerekli hazırlıklara başladı. Devrin mühendislerinden Musluhiddin, Saruca Sekban ile Osmanlılara sığınan Macar Urban Edirne'de top dökümü işiyle görevlendirildi. "Şahi" adı verilen bu topların yanında, tekerlekli kuleler ve aşırtma güllelerin üretilmesi (havan topu) yapılan hazırlıklar arasındaydı. Yaptırılan bu büyük toplar İstanbul'un fethedilmesinde önemli rol oynadı. Yıldırım Bayezid'in İstanbul kuşatması sırasında yaptırdığı Anadolu Hisarı'nın karşısına, Rumeli Hisarı (Boğazkesen) inşa edildi. Bu sayede İstanbul Boğazı'nın kontrolü sağlanacak, deniz yoluyla gelebilecek yardımlara karşı tedbir alınmış olacaktı. 400 parçadan oluşan bir donanma inşa edildi. Turhan Bey komutasındaki bir Osmanlı donanması Mora'ya gönderildi ve İstanbul'a yardım gelmesi engellendi. Eflak ve Sırbistan ile var olan barış antlaşmaları yenilendi. Macarlarla da üç yıllık bir antlaşma yapıldı. Osmanlıların bu hazırlıkları karşısında, Bizanslılar da boş durmuyordu. Surlar sağlamlaştırılıyor ve şehre yiyecek depolanıyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru Konstantin, Haliç'e bir zincir gerdirerek, buradan gelecek tehlikeyi önlemeye çalıştı. Aynı zamanda Haçlı dünyasından yardım isteniyor, Papa ise yapacağı yardım karşısında Katolik ve Ortodoks kiliselerinin birleştirilmesini istiyordu. Ancak Katoliklerden nefret eden Ortodoks Rumlar, Roma kilisesine bağlanmak istemiyor, "İstanbul'da Kardinal külahı görmektense, Türk sarığı görmeye razıyız" diyorlardı.

Fatih Sultan Mehmed, hazırlıklar tamamlandıktan sonra, Bizans İmparatoru Konstantin'e bir elçi göndererek, kan dökülmeden şehrin teslim edilmesini istedi. Fakat İmparatordan gelen savaşa hazırız mesajı üzerine, İstanbul'un kara surları önüne gelen Osmanlı Ordusu, 6 Nisan 1453'de kuşatmayı başlattı. Osmanlı donanması ise Haliç'in girişinde ve Sarayburnu önünde demirlemişti. Ordu; merkez, sağ ve sol olarak üç kısma ayrıldı. 19 Nisan'da yapılan ilk saldırıda, tekerlekli kuleler kullanıldı ve bu saldırı ile Topkapı surlarından burçlara kadar yanaşıldı. Osmanlı Ordusu'ndaki er sayısı 150.000 ile 200.000 arasındaydı. Bu kuvvetlere Rumeli ve Anadolu beylerine bağlı çeşitli kuvvetler de katılmıştı. Çok şiddetli çarpışmalar oluyor, Bizanslılar şehri koruyan surların zarar gören bölümlerini hemen tamir ediyorlardı. Venedik ve Cenevizliler de donanmalarıyla Bizans'a yardım ediyorlardı. Fatih Sultan Mehmed, Osmanlı donanmasının kuşatma sırasında yeterince kullanılamadığını ve bu yüzden kuşatmanın uzadığını düşünüyordu. İstanbul'un Haliç tarafındaki surlarının zayıf olduğu biliniyordu. Bizans bu bölgeye zinciri bu nedenle germişti. Yüksekten atılan taş gülleler Bizans donanmasından bazı gemileri batırmıştı fakat bir kısım donanmanın Haliç'e indirilmesi kesin olarak gerekliydi. Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'un fethedilmesini kolaylaştıracak önemli kararını verdi. Osmanlı donanmasına ait bazı gemiler karadan çekilerek Haliç'e indirilecekti. Tophane önündeki kıyıdan başlayıp Kasımpaşa'ya kadar ulaşan bir güzergah üzerine kızaklar yerleştirildi. Gemilerin, kızakların üzerinden kaydırılabilmesi için, Galata Cenevizlilerinden zeytinyağı, sade yağ ve domuz yağı alınarak kızaklar yağlandı. 21-22 Nisan gecesi 67(yada 72) parça gemi düzeltilmiş yoldan Haliç'e indirildi. Haliç'teki Türk donanmasına ait toplar, surları dövmeye başladı. Ciddi çarpışmalar cereyan etti. Bundan sonraki günlerde top savaşı, ok, tüfek atışları, lağım kazmalar, büyük ve hareketli savaş kulelerinin surlara saldırıları devam etti. Kuşatmanın uzun sürmesi ve kesin başarıya ulaşılamaması askerler arasında endişe yarattı. Ancak, İstanbul'u her ne şartta olursa olsun almaya kararlı olan Fatih Sultan Mehmed kumandanların ve alimlerin de bulunduğu bir toplantı düzenledi. Cesaretlendirici bir konuşma yaptıktan sonra, 29 Mayıs'ta genel saldırının yapılacağına dair kararını açıkladı. Çarpışmalar sırasında Bizans'ı koruyan surlar üzerinde kapatılması mümkün olmayan gedikler açılmaya başlamıştı. Surlar içerisine küçük sızmalar oluyor, ancak geri püskürtülüyordu. İlk defa Ulubatlı Hasan ve arkadaşlarının şehit olmak pahasına tutunmayı başardıkları İstanbul surları, artık direnemiyordu. 53 gün süren ve 19 Nisan, 6 Mayıs, 12 Mayıs ve 29 Mayıs'ta yapılan dört büyük saldırıdan sonra Doğu Roma İmparatorluğu'nun 1125 yıllık başkenti olan İstanbul, 29 Mayıs 1453 salı günü fethedildi.

İstanbul'un fethi, çok önemli sonuçları da beraberinde getirdi. Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'un fethinden sonra batıdaki hakimiyeti pekiştirmek, sınırları genişletmek, İslam'ı en uzak yerlere kadar yaymak ve Hıristiyan birliğini bozmak amacıyla Avrupa üzerine bir çok seferler düzenledi.

Fetih Marşı

Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
Dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek;
Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek

Yürü, hala ne diye oyunda oynaştasın ?
Fatih'in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!

Sen ne geçebilirsin yardan, anadan, serden....
Senin de destanını okuyalım ezberden...
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden...

Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın...
Fatih'in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!

Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini...
Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini ?
Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini

Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;
Fatih'in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!

Bu kitaplar Fatih’tir, Selim’dir, Süleyman’dır.
Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinan’dır.
Haydi artık uyuyan destanını uyandır.!

Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın
Kızım, sen de Fatihler doğuracak yaştasın.!

Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
Yürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan !
Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan'dan ....

Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;
Fatih'in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!

Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin !
Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın...

Yürü, hala ne diye kendinle savaştasın ?
Fatih'in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!

14:47 - 31/5/2007 - yorum {2} - yorum yaz


SÜRGÜN... UNUTMA, UNUTTURMA!

Kategori: Kafkasya

 

143 yıl önce bugün, halkımızın yıllarca verdiği mücadelesinin, savaşı kaybedip sürgün edildiği gündür.

Bedenleri, düşünceleri, özgür ruhları esaret altına alınamayan halkın, sürgünle yüreklerine vurulan pranganın hikayesidir.

21 Mayıs, bir avuç toprağı dahi bulamadan kendilerine Karadeniz' in engin sularını mezarlık edinen bir halkın dramıdır.

Biz, bu zulmun doğmamıs tanıkları, hepimizin kaderi olan bu acı, bu sürgün için bir anış olmak istedik... Hiç unutmadığımızı ve unutmayacağımızı göstermek ve bir vefa borcu ödemek, ruhlarına.

Tarih 21 Mayis 2007. Ruhumuzu yoldaş yapıp atalarımızın ruhuna, ölmez çiçekler, nurlar gönderiyoruz onlara. Bu acının kahramanları dağıtabildiğimiz kadar hatim ve yasin-i şerif ile sevgimizi iletmek istiyoruz. Çünkü bizler için 21 Mayıs, sürgünün neticesinde kurban olan insanlarımızı anmakla beraber, halkımızın öz milli değerlerine sahip cıktığının, tarihinden ders aldığının göstergesidir. Bizler bu yıl atalarımızı rahmetle ve sevgiyle dualarımızla anmak istiyoruz.

Var mısınız ?
www.muslumancerkes.com



ibrahim 42: Sen, o zalimlerin islediklerinden, sakın Rabbinin habersiz olduğunu zannetme! O, sadece onları, dehşetinden gözlerinin donup kalacağı bir güne ertelemektedir.

al-i imran- 95: Benim rızam için hicret edenlerin, vatanlarından sürülenlerin, Benim yolumda işkenceye, zarara uğrayanların, Benim yolumda savaşanların ve öldürülenlerin, Elbette kusurlarını örtecek ve elbette onları Allah tarafından mukâfat olarak içinden ırmaklar akan cenetlere yerleştireceğim. En güzel ödüller Allah' ın yanındadır.

17:04 - 18/5/2007 - yorum {1} - yorum yaz


İSLAMIN KIŞI VE BEKLENEN BAHARI

Kategori: Kafkasya

Onlar, yalnızca; "Rabbimiz Allah'tır" demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar...
Allah kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder.
Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır.
(Hac Suresi, 40)

ÇEÇENİSTAN

TÜM DÜNYANIN GÖZLERİ ÖNÜNDE YAŞANAN ZULÜM

Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra eski Sovyet coğrafyasındaki pek çok ülkede çok sıkıntılı bir dönem yaşandı ve halen de yaşanmaya devam ediyor. Kazakistan'da, Türkmenistan'da, Azerbaycan'da, Özbekistan'da, Kırgızistan'da ve Dağıstan'da Rusya'nın yayılmacı politikasının etkileri asla silinmedi. Sovyet yönetiminin baskılarından kurtulup, barış ve huzur dolu bir düzen kurabileceklerine inanan bu toplumlar, bu kez şekil değiştirmiş bir Rus baskısıyla karşılaştılar. Ancak bu ülkelerden özellikle bir tanesi var ki, 400 yıldır bağımsızlığı uğruna Ruslarla yaptığı mücadeleden hiçbir şekilde vazgeçmedi ve canı pahasına direndi. Bu ülke, tarihe cesaretiyle ve bağımsızlığına düşkünlüğüyle geçen Çeçenistan'dır.

Müslüman Çeçenlerin Ruslar'a karşı sürdürdüğü büyük mücadelenin başlangıcı 18. yüzyılın sonlarına dayanır. 1816 yılında Rus Çarı'nın General Yermalov'u Rus ordusunun başına geçirmesinin ardından, Kuzey Kafkasya'daki Çeçen halkı çok büyük bir katliama tabi tutuldu. Çeçen Müslümanlarının lideri İmam Hamzat'ın şehit edilmesinin üzerine, Çeçen ordusunun başına geçen Şeyh Şamil, günümüzde hala kuşaktan kuşağa anlatılan bağımsızlık mücadelesini başlattı.

Şeyh Şamil'in orduları 1834 yılından 1859'a kadar, yaklaşık 25 yıl Rus yayılmacılığına karşı kahramanca direndiler. Ama sonunda Rusya bölgeye hakim oldu ve bu toprakları bir daha bırakmadı. İşte bugün Çeçenlerin yürüttüğü bağımsızlık mücadelesi, Şeyh Şamil'in başlattığı İslami direnişin devamıdır.


BUGÜNKÜ DURUMA NASIL GELİNDİ?

Komünist Rus yönetiminin Müslüman Çeçen halkına yönelik olarak yürüttüğü şiddetli baskı ve zulmün altında -tarihi ve ekonomik nedenler başta olmak üzere- pek çok neden sayılmaktadır. Gerçekten de Çeçenistan Rusya için diğer Kafkasya Cumhuriyetlerine göre çok daha büyük önem taşımaktadır. Bu bölgede başta petrol ve doğal gaz olmak üzere, yüksek rezervli doğal kaynaklar bulunmaktadır. Komünist Rusya, Soğuk Savaş döneminde ihtiyacı olan tüm hammaddeleri bu ülkeden çok ucuz fiyata alıp, kendi ihtiyacı için kullanıyordu. Ancak SSCB'nin dağılmasından sonra kendisi için büyük bir hammadde kaynağı olan Çeçenistan'ın ve diğer cumhuriyetlerin birer birer bağımsızlıklarını ilan etmesi, Rusya'yı da büyük bir çıkmaza soktu.


Şeyh Şamil'in orduları Rus güçlerine karşı kahramanca direnmiş ve günümüzdeki cesur Çeçen direnişinin de öncüleri olmuşlardır.

Yukarıda bahsettiğimiz ekonomik etkinin yanı sıra, Rusya'nın yüzyıllardır devam eden yayılmacı politikası da, Orta Asya ve Kafkasya'da yaşanan karışıklıkların tarihi nedenini oluşturmaktadır. SSCB'nin dağılmasından sonra kısa süreli bir bocalama dönemi geçiren Moskova, hemen toparlanmış ve bağımsızlığını ilan eden yeni cumhuriyetler üzerinde tekrar hakimiyet kurmak için çok yönlü girişimlerde bulunmuştur. Aslında Rusya'nın şu an bu cumhuriyetler üzerinde oynadığı oyunlar, Boris Yeltsin'in 1993 yılında yaptığı bir konuşmayla ilk sinyallerini vermiştir. Yeltsin yaptığı bir açıklamada, "yitirdiği mevzileri yeniden ele geçirerek Rusya'nın süper güç niteliğini yeniden kazanacağını" ifade etmiştir.6 Yani Rusya bu ülkelerin bağımsızlıklarını ilan etmelerini, özgürlüklerine kavuşup, kendi ayakları üzerinde duracak hale gelmelerini kabul edememekte, bu bölgeleri "yeniden ele geçirilmesi gereken mevziler" olarak görmektedir.

Öte yandan, Müslüman cumhuriyetlerin bir bölümü bağımsızlığını kazanamamış ve Rusya Federasyonu toprakları içinde kalmıştır. Rusya'nın bu ülkeler üzerindeki baskısı elbette çok daha büyüktür. Ancak bunlardan biri olan Çeçenistan, Rus baskısının en çok hedefi olan ve bu nedenle de çok büyük zulümlere maruz kalan ülkedir.


RUS YÖNETİMİNİN EN BÜYÜK KORKUSU

Son 10 yıldır dünyanın gündeminde olan Çeçenistan, 16 bin kilometrekarelik yüzölçümü ile aslında çok küçük bir ülkedir. Şu an Rusya Federasyonu içerisinde Çeçenistan ile aynı durumda olan 19 özerk cumhuriyet daha bulunmaktadır. Bu cumhuriyetler Rusya'nın genel topraklarının %28'i kadar bir yüzölçümüne sahiptir. Moskova, bu cumhuriyetler üzerinde hala çok büyük bir etkiye sahiptir ve bu etkinin hiçbir şekilde zarar görmesini istememektedir. Çeçenistan'ı kaybetmesi ise Rusya'nın bu ülkeler üzerinde nüfuzunun kırılması ve bağımsızlığa düşkün Çeçen halkının diğer ülkelere bir örnek teşkil etmesiyle sonuçlanacaktır. Zira toplam nüfusları ancak Rus Ordusu'nun asker sayısına ulaşabilen Çeçenlerin, 16 milyon kilometrekarelik Rusya'yı hezimete uğratması, diğer özerk cumhuriyetlerde de bağımsızlık mücadelesinin fitilini ateşleyebilir. Çünkü Rusya Federasyonu içindeki cumhuriyetlerin en önemli özelliklerinden biri, birbirleriyle çok büyük bir etkileşim içinde olmaları ve bir ülkede yaşanan değişikliğin hemen diğer ülkeleri etki altına almasıdır.

Tüm bunlardan başka, Çeçenistan'ı Rusya için önemli kılan ana bir unsur daha vardır. Moskova'nın asıl korkusu -aynı Bosna ve Kosova örneğinde de olduğu gibi- hemen yanıbaşında kurulacak bir Müslüman devletin varlığıdır. Yıllar boyunca Kafkas halklarının dini kimliklerini yok etmek için mücadele veren, onlara şiddetli baskılar uygulayan, camilerini yıkan, ibadet etmelerini engelleyen, dini eğitimi yasaklayan komünist Rus yönetiminin, Çeçenistan'a karşı yürüttüğü insanlık dışı savaşın altında yatan en önemli neden budur.

Çeçen halkı dinine bağlılığıyla tanınan, özgürce dinlerini yaşayabilmek için mücadele etme konusunda kararlı olan ve diğer Müslüman Kafkas devletleri üzerinde etki uyandıran bir İslami kimliğe sahiptir. İmam Mansur'un 1780'li yıllarda başlattığı, tüm Kafkaslar'ı tek bir çatı altında toplamayı hedefleyen "Birleşik Kafkasya" fikri, Ruslar'ın korkulu rüyasıdır. Çünkü bu birliğin en önemli özelliği İslami kimliği olacaktır ve bu kimlik Moskova'nın çıkarlarını ciddi bir şekilde tehdit etmektedir.

İşte bu korkular, Ruslar'ın "Çeçensiz bir Çeçenistan" özlemini doğurmaktadır. Rusya, Çeçenleri tek bir kişi kalmadan yok ederek, olası bir İslam birliğini engellemeyi ve eski topraklarını tekrar kendi etkisi altına almayı hedeflemektedir.


SAVUNMASIZ ÇEÇEN HALKININ BİTMEK BİLMEYEN MÜCADELESİ

Rusya, özellikle 1990'lı yılların başından itibaren Çeçenistan'da çok büyük entrikalara imza attı. Sarsılmaz bir birlik içinde olan Çeçenleri silahla yok edemeyeceğini düşündüğü için, onları, içlerinden çökertme yoluna başvurdu ve bunun için çeşitli yollar denedi. Seçimlere müdahale ederek kargaşa çıkarmaya çalışmaktan vaatlerle devlet adamlarını satın almaya, adam kaçırma ve terör hadiselerinden Rus yanlısı olan din adamlarını kullanarak dini ayrılıklar oluşturmaya, ayrıca ekonomik ve siyasi baskılara kadar türlü yöntemlerle Çeçenistan'da kaos çıkarmaya, halktaki güçlü birliği bozmaya çalıştı. Ancak bu girişimlerinden beklediği başarıyı elde edemedi.

Tüm bu hukuksuzluklara ve insanlık dışı uygulamalara rağmen, dünyanın olan bitenlere göz yumması ve hiçbir şekilde müdahalede bulunmaması Rusya'yı daha da cesaretlendirdi ve zulmüne devam etmesine fırsat tanıdı.

Rusya'nın Çeçenistan'ı 1991 yılındaki fiili işgali, merhum Cahar Dudayev tarafından bertaraf edildi. Bunun ardından 1994 Kasımı'ndaki ciddi tacizler, aynı yılın 11 Aralık'ında fiili bir savaşa dönüştü. 100.000'in üzerinde Çeçen bu savaşta hayatını kaybederken, on binlerce insan yurdundan göç etmek zorunda kaldı. Kullanılması yasak olan kimyasal silahlarla insanlar bir tür soykırıma tabi tutuldu. Üstelik Rusya, Çeçenistan'ı dünya kamuoyuna "iç meselesi" olarak lanse ettiği için, dış dünyadan ciddi bir tepki görmedi. Çeçen halkına yardım eli uzatan çıkmadı.

Ancak tüm bu zorluklara rağmen Çeçenler hiçbir şekilde yılmadılar. Kendi toprakları için herşeyleriyle mücadele eden bu cesur halk karşısında güç gösteremeyen Ruslar, 1996'nın Ağustos ayında yenilgiyi kabullenmek durumunda kaldılar.

Gerçek şu ki, mü'min erkeklerle mü'min kadınlara işkence (fitne) uygulayanlar, sonra tevbe etmeyenler; işte onlar için, cehennem azabı vardır ve yakıcı azap onlaradır.
(Buruc Suresi, 10)



1990'lı yıllarda Çeçenleri içten çökertme yoluna giden Rusya, bunu başaramayacağını anlayınca bu kez korkunç bir vahşet başlattı. Bu vahşette Stalin ve Lenin'in on milyonlarca insanın hayatına malolan katliamlarını aratmayacak yöntemler kullandı.

Çeçenistan'ın Ruslar karşısında elde ettiği bu müthiş başarı ve hiçbir zorluk karşısında yılmayan bağımsızlık mücadeleleri diğer cumhuriyetleri de çok derinden etkiledi. 1998 yılında Çeçenistan'ın başkenti Grozni'de Kuzey Kafkas halklarının öncülüğünde "Kuzey Kafkasya Halkları Şurası" toplandı. Bu buluşma sonrasında Kuzey Kafkasya halkları arasında çatışma çıkmaması ve olası bir Rus saldırısına karşı birbirlerine destek konusunda tüm katılımcı ülkelerce fikir birliğine varıldı. İşte bu birlik, Rusya'nın yıllardır içinde yaşattığı büyük korkunun yavaş yavaş hayata geçirilmesi demekti. Eğer bu birliğin gelişmesine izin verirse, yıllardan beri korktuğu İslam birliği oluşacaktı. Bu nedenle Rus yönetimi Çeçen halkına yönelik ikinci bir katliam emri verdi. Tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleşen bu savaşta savunmasız insanlara karşı insanlık dışı işkenceler uygulandı, tüm vahşet sahneleri dünyanın gözü önünde gerçekleşti. Ancak yaşanan vahşete hep "Rusya'nın iç meselesi" olarak bakıldı.

Çeçenlerle Ruslar arasındaki bu ikinci büyük savaş Ruslar'ın 1999 yılının ilk aylarında Dağıstan'daki bazı köyleri kuşatarak bombardımana tutmasıyla başladı. Toplam 1.500 kişilik nüfusu olan bu köyler kendilerine bir önder olarak gördükleri Çeçenistan'dan yardım istediler. Ruslar'a karşı yaptığı cesur mücadele ile bir kahraman haline gelen Çeçen gazisi Şamil Basayev, 1999 yılının yaz aylarında kendilerinden yardım isteyen Dağıstan halkına yardıma başladı. Bombardıman altında kalan köylerden sadece iki kişi kurtuldu. Bu köylerde çok büyük bir katliam yaşanmış ve masum insanlar sebepsiz yere vahşice öldürülmüştü. İşte Rusya ile Çeçenistan arasındaki yeni savaş bu şekilde başladı.

Rus kuvvetleri 2 Ekim 1999 tarihinde girdikleri Çeçenistan topraklarında önlerine çıkan herkesi, kadın, çocuk ya da yaşlı demeden acımasızca katletmeye ve sivil hedefleri bombalamaya başladılar. Kimyasal bombaların, scud ve napalm füzelerinin kullanıldığı bombalamalar sırasında da, özellikle hastaneleri, doğum evlerini, çarşıları, mülteci konvoylarını hedef olarak seçtiler.

Rusların sivil halka yönelik yaptığı vahşi saldırılardan biri de birçok Çeçen köyünün kullandığı Argun Nehri'ne zehir katmak oldu. Zehirli sudan içen kadın ve çocuklardan büyük çoğunluğu ölürken, yüzlercesinde de kalıcı etkiler oluştu. İki yıl içinde Çeçenistan, nüfusunun dörtte üçünü kaybetti. Bir kısmıysa sığındıkları komşu ülkelerde çok zor koşullarda hayatlarını devam ettirmeye çalışıyorlar. Rusya'nın planı 2000 yılının Kasım ayına kadar kendileriyle mücadele eden tüm Çeçen savaşçıları yok etmekti. Ancak bu planları gerçekleşmedi ve kahraman Çeçen halkı özgürlüğü için mücadeleye devam etti.

Komünist dönemin zihniyetini aynen sürdüren Rus yönetiminin Çeçen halkına yaptığı bu katliamın bir benzeri, Firavun'un yaptığı katliamdır. Firavun da kendi döneminde savunmasız, zayıf bırakılmış kişileri (o dönemde İsrailoğullarını) hedef almış, onları vahşice katletmiştir. Ayetlerde Firavun'un zulmü şu şekilde haber verilir:



Rus yönetiminin savunmasız Çeçen halkına karşı yürüttüğü büyük soykırım bazı yabancı yayınlarda da yer aldı. Ancak Batılı ülkelerin yaptıkları kınama bildirileri yayınlamaktan öteye gitmedi.

Hani Musa kavmine şöyle demişti: "Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani O sizi Firavun ailesinden kurtarmıştı, onlar sizi en dayanılmaz işkencelere uğratıyor, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir sınav vardır." "Rabbiniz şöyle buyurmuştu: "Andolsun, eğer şükrederseniz gerçekten size arttırırım ve andolsun, eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz, benim azabım pek şiddetlidir." (İbrahim Suresi, 6-7)

Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır'da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı. (Kasas Suresi, 4)

Rus yönetiminin yaptığı da bu zulmün bir benzeridir. Çünkü çocukları katleden, hamile kadınların karınlarını deşen, yaşlıları tankların altında ezen, doğum evlerini bombalayan ve daha pek çok vahşete imza atan bu zulmün sorumluları, her türlü ahlaki duyarlılıktan, insani duygulardan, merhametten, şefkatten, sevgiden, acıma duygusundan uzaktırlar. Üstelik bu kişilerin büyük bir bölümü yaptıkları vahşetin nedenini dahi bilmemekte, ancak dinsizliğin getirdiği karanlık ruh hali nedeniyle her türlü kötülüğü kolaylıkla yapabilmektedir.

Onlar, yalnızca; "Rabbimiz Allah'tır" demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar... Allah kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır.
(Hac Suresi, 40)







Özellikle sivilleri hedef alan Rus askerleri, pazar yerlerini, doğumevlerini, mülteci konvoylarını bombalıyor.


ÇEÇEN MÜLTECİLERİN DURUMU

Çeşitli insan hakları örgütlerinin Rus katliamından kaçan Çeçen mültecilerin durumuyla ilgili yaptığı incelemeler, insan hakları ihlallerinin çok büyük boyutlarda olduğunu göstermektedir. Savaştan kaçan Çeçenlerin iki yüz elli bini İnguşetya'da, diğerleri de komşu bölgelerde bulunmaktadır. Kilometrelerce yolu yürüyerek katetmeye çalışan Çeçenler bir yandan da açlıkla, susuzlukla ve salgın hastalıklarla mücadele etmektedirler. Şiddetli soğuk ve kar yağışı altında kadını, çocuğu, yaşlısı, genci ile göç etmeye zorlanan insanlar, terk edilmiş tren vagonlarında, sığındıkları kasabaların ahırlarında 2-3 aile ile birlikte çok zor şartlarda yaşam mücadelesi vermektedirler.

Örneğin bugün Çeçenistan'ın kuzeyindeki Znamenskoye mülteci kampına sığınan Çeçenler, kışlık giyecek bulamadıkları için çocuklarını okullarına gönderememektedir. Buraya sığınanların neredeyse yarısı şartların kötülüğü ve şiddetli soğuğun etkisiyle hasta olmaktadır.7 Haftalarca sıcak yemek yiyemeyen ve bünyeleri bu ağır şartlara dayanamayan Çeçen mülteciler arasında verem, hepatit gibi hastalıklar hızla yayılmış, ölümler artmıştır.8

En şaşırtıcı olan ise, insan hakları konusunda öncülük yaptığını iddia eden Batılı devletlerin, bu insanlara bir yardım eli uzatmamalarıdır. Dünya, Rus katliamından kaçan yüz binlerce Çeçenin yaşadığı bu büyük zulmü ısrarla görmezlikten gelmektedir. Bölge ülkelerinden yapılan yardımlarda sürekli kısıtlamalar yapılmakta, şiddetli kış koşullarıyla, susuzlukla, açlıkla mücadele eden bu insanlar tek bir dilim ekmek bulmakta dahi zorluk çekmektedirler. Mültecilerin içinde bulunduğu bu durumun aciliyetle çözümlenmesi gerektiği açıktır.

Ancak çözüm nasıl bulunabilir? Rusya'nın zulmünü kim durduracaktır?

Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?
(Nisa Suresi, 75)


Rus katliamından kaçan yüz binlerce Çeçen şiddetli kış koşullarıyla, susuzlukla, açlıkla ve salgın hastalıklarla mücadele ederken, dünya bu zulmü görmezlikten gelmektedir.

Çözüm, kitabın başında da belirttiğimiz gibi, Kuran ahlakının insanlar arasında yaygın olarak yaşanmaya başlaması ile bulunabilir. Allah'tan korkan, O'nun Kuran'da bildirdiği adalet anlayışına sahip, daima haklının yanında olan, mazlum insanları kollayan, cesur insanların bu uygulamalara izin vermeyeceği açıktır. İman eden bir insan her zaman fakirlere, ihtiyaç içinde olanlara, yurtlarından sürülenlere yardımcı olur, onlar için her türlü fedakarlıkta bulunur. Peygamberimiz döneminde yurtlarından sürülenlere ya da hicret edenlere karşı, iman edenlerin gösterdikleri fedakar ve hoşgörülü davranışlar ayetlerde şu şekilde haber verilir:

(Bundan başka bu mallar) Hicret eden fakirleredir ki, onlar, Allah'tan bir fazl (lütuf ve ihsan) arayıp, Allah'a ve O'nun Resûlü'ne yardım ederlerken yurtlarından ve mallarından sürülüp-çıkarılmışlardır. İşte bunlar, sadık olanlar bunlardır. Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin "cimri ve bencil tutkularından" korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Haşr Suresi, 8-9)

İnsanlar arasında bu üstün ahlakın yaygınlaşması, elbette dinin tebliğ edilmesiyle mümkündür. Bu nedenle akıl ve vicdan sahibi insanların öncelikle yapması gereken, Kuran ahlakını tüm dünyaya anlatmanın en güzel yollarını bulmak ve bunları uygulamaktır. Allah, dinine yardım edene, mutlaka yardım edeceğini vaat etmiştir:

Onlar, yalnızca; "Rabbimiz Allah'tır" demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah'ın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır. (Hac Suresi, 40)

    


6- Zaman Gazetesi, 12 Ocak 1994
7- http://www.r****t.org/ strategies/ alert/chechnya/closeup.htm
8- http://www.kafkas.org.tr/ajans/16.01.2001 %20%20Multeci%20kamplarinda%20 verem %20drami.html

ALINTI:© 2007 Harun Yahya. www.harunyahya.org

14:51 - 18/5/2007 - yorum {yok} - yorum yaz


Sonraki Sayfa


DOST SİTELER

KAFKAS GELINi

Kafkas Gelini Forum

DELAYNES

SIEDA

SIEDA-GÜLNEVAM

SANDIK

SIEDA

VAHiT ÖĞRETMEN

İLAYIN SARAYI


Asla birilerinin umudunu kırma. Belkide sahip olduğu tek şey odur.



Ana Sayfa

Profilim

ARKADAŞLARIM

INTERNET BAGLANTISI

Son Yazılar

Image Hosted by ImageShack.usKURBAN BAYRAMI
Image Hosted by ImageShack.usBir aylık dindarlık
Image Hosted by ImageShack.us29 Mayıs 1453 İstanbul’un Fethi kutlu olsun
Image Hosted by ImageShack.usSÜRGÜN... UNUTMA, UNUTTURMA!
Image Hosted by ImageShack.usİSLAMIN KIŞI VE BEKLENEN BAHARI
Image Hosted by ImageShack.usANNELER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN
Image Hosted by ImageShack.usÇEÇEN MÜCAHİDE
Image Hosted by ImageShack.usKutlu Doğum ve Mevlid Kandili
Image Hosted by ImageShack.usAh Çeçenistan!
Image Hosted by ImageShack.usÇeçenistan semalarında Allah lafzı

Kategoriler



ARKADAŞLARIM


Ziyaretçi Defterim
Ziyaretçi Defterim

 

Sitenize Eklemek İsterseniz
KAFKAS KARTALI


BENİM DİĞER SAYFALARIM TIKLA


GS-MEHMET

Blogu Hazırlayan SİEDA


DOSTLARIMIZ

Çeçen - Canabdal
Çeçen Gençlik Grubu
Waynakh
Çardak Kasabası
Çeçen Dili
Kafkas Vakfı
Adanacecen.com
Kavkaz Center
Çeçenya Net
Birleşik Kafkas Derneği


YILDIZ MODAEVi NİŞANTAŞI-İSTANBUL TEL: 0212/2310544

KAFKAS KARTALI RADYO